Hayatlarımızda kesişemiyoruz demek zor geliyor. ‘Zamanları kesiştiremiyoruz, hepsi bu..’ diye söylemek en doğrusu.. Hiç doğru zamanın gelmeyeceğine inandığınız olur mu? Benim fazlaca olur. Hatta çoğu hissimin yerini hep bu kaplar. Yanlış zamanda, yanlış yerde, bazen çok yakın, bazense çok uzakta oluşunuz etkilidir. Hep olduğu gibi, doğru zaman bu yüzden hiç gelmeyecektir. Gelmeyeceğini bile bile izlersiniz.. Bazen bir gülüşe tanık olur, bazense bir hüzne ortak olursunuz. Yapabileceğiniz tek şey seyretmektir. Çünkü zamanın yanlış çizgisinde yer alıyorsunuz..

Bana bu çok oluyor. Aslında bazen göremediğim şeylerinde etkisi oluyor diyebilirim. Bu anlamda tekdüze sayılabilirim. Kendi hislerimin farkında olup, karşımdakini anlayamayacak kadar da kör kalabilirim. Söylediğim gibi ben düz birisiyim. Birisi belli etmeden çoğu zaman anlayamıyorum. Bu da benim kusurum. Gerçi bu yüzden de kimseye sataşmıyorum, çünkü şu sıralar zamanın yanlış çizgisindeyim. Bilmiyorum, belki iyi bir şeydir. Bazen üzülmekten de alıkoyar insanı, bazense mutlulukları kaçırmana sebep olur. Zamanın ne taşıdığını bilemezsin, ama işte bazen, yanlış çizgidesindir..

Bazense inandığım bir şey vardır. Olabilecek şeylerin kendiliğinden olduğudur. Olumlu/olumsuz yapabileceğin çok fazla şey yoktur ve o seni bir şekilde karşılar. Bu yüzden fazlaca uzak durma sebebi oluyor galiba, bir anlamda kötü bir şey. Hayatta çoğu zaman neyi değiştirmeye gücün yetebilir ki? Karşındakinin istediğiyle orantılı olan bir şeydir. İnsanların istediklerinde nasıl değişimi etkileyebildiklerini her seferinde deneyimledim o yüzden olasılıksızlıklara çok fazla inandığım söylenemez.

Hayatımda iki kez atılım gösterdim. Birisi en geri tepebilecek bir adımdı. Ama geri tepmedi ve hayatınız boyunca alamayacağınız cevabın, içinde dahi bulunamayacağınız bir garipliğin içerisinde kendimi yürürken buldum. Korkularımı silmemi sağladı, çok fazla büyüdüm. Sanki normal kendi yaşam çizgimde yürürken, birisi elimden tuttu ve çok ileriye götürdü. Hayat çizgim geride kaldı, ruhsal bütünlüğüm ise ardı ardına erken doğum günlerini kutladı. Ayaklarım daha sağlam basmaya başladı. En büyük adımım oldu, o minik adım. Sonrasında hayatım kendiliğinden şekillense de, yoldan çıkaran etmenlerde oldu. Taşlık yollarda sürüklendim ama yolumu bulduğumda yine kendimi daha ilerlemiş bir halde buldum. Sorun da bu oldu. İnsanlar hala geriden yürürken senin ileriden yürüyor olman, hiçbir şey ifade etmiyor. Sadece birileriyle yürüyebilmek yerine, yalnız, bir başına yürüyorsun.

Emin adımların zorlaşıyor. O yüzden ikinci atılım gösterdiğimde kendimi serbest bıraktığım bir andı. Tesadüflerin gerçekleşebileceğine tanık olan bir inançtı. Bir gece anlık gördüğüm sadece bir eldi. Gerçek anlamda sadece elini görmüştüm. Yüzünü bile tam görememiştim, anımsayamıyordum ki adını ise hiç bilmiyordum. O yüzden üstte yazdığım şeye dönüyor olabilecek şeylerin kendiliğinden rayına geleceği inancına sahip olduğum gerçeği. Ben bulmadım, kesişti bir şekilde. Önce besledim hislerimi, tanıdım, büyüttüm. Adımımı attım, gariptir yine tepmedi. Ama 1 hafta demedi ki, benim ileriden yürüdüğüm yolda, çok geriden gelen bir ruha tanık oldum. Aşkı görmemiş birinin, aşık olunabileceğine inanmaması sonucuyla karşılaştım. Ben aylar öncesinden yüzünü bile görmediğim güzel bir ele aşık olmuştum zaten, oradan sonrasının benim için önemi yoktu. Bana elini uzatan birinin ruhu ne kadar karanlık olabilir ki. Ama kendi yürüdüğü çizgide ilerleyenin fark edebileceği bir şey değildi bu. İşte o gün adım atmanın artık yorucu olduğunu fark ettiğim, adım atmayı bıraktığım ilk gündü.

Sonrasında adım atmak zorlaştı, kendi çizgimde yürümeye başladım. Kendi yolumda yürüdükçe üzerim tozlandı, fırtınalarda önümü göremez oldum. O yüzden bir süre sonra insanların bıraktığı ayak izlerini dahi görememeye başladım. Çok yürüdüm, çok yoruldum. Uzaktan izledim, tanımaya çalıştım. Bazılarıyla sabahlara dek sohbet ettim. Ama kırıntıları göremeyecek kadar körüm. Başta söyledim, artık bu konuda gözlerim ileriyi görmüyor.

Niye yazdım tüm bunları diye düşünüyordum tam, iki şey için olduğunu fark ettim. İlki anlayamadığım, fark edemediğim adımlar ve istemeyerek/bilmeyerek kırdığım kalplerden özür dilemek içindi. İkincisi ise adım atmaktan korkan insanlara yol gösteremediğim içindi. Ben adım atabilmeyi attığım adımlardan önce bir ruhtan öğrendim. Hayattaki temel amacımı bulmamı sağladığı için ona minnet duyduğumu hep belirtmişimdir. Onun ise hayattaki görevi bana bunu aktarmaktı ve görevini zamanında tamamladı. Hâlâ bana söylediği şeyi unutamam ve bana ilk adımları atmamı tembihleyen, sonraki attığım adımlarımdaki temeli oluşturan, aldığım en güzel hayat cümlesiydi.

‘Hayat seviyorum demek için bile çok kısa. Seni seviyorum demek bu kadar zor olmamalı.’