Gecelerde farkındalıkları artıran bir ağırlık var. Sebebini ve nedenini çözemediğim karanlık bir çizgi, yorgunluk ve sanrılar zinciri etrafımı sarıyor. Yorgunluk hiç olmadığı kadar keskin, gözlerim hiç olmadığı kadar aydınlığa bakamaz hale geldi. İçimde var olmayan bir karmaşanın, ne olduğunu bilmediğim varlığıyla el ele yürüyor halde olmak biraz yorucu hale geliyor.

Yaşamın koşuşturmacasının ardında kaybolmak, bu gerçekliğe dair en büyük korkumdu. Birkaç aydır ise bu korkunun içerisinde saklanamadan koşarak bir şeylere yetişmeye çalışıyorum. Bu dönemin ortasına girerken bu kadar kendimi tanıyamayacağımı ve nefes alamaz hale geleceğimi bilmiyordum. Sanırım bu koşuşturmalar geleceğimi karanlığa düşmeden şekillendirmem için bir aydınlanma yolu gibi görüyorum. Gördüğüm kadar anlamını bilmediğim bir hayalin ortasına düşmek ne kadar gerçekçi? sorusunu sormakta, tüm bu yorgunluğun üstüne bir parça daha yük oluyor.

İnsanları sevmeyişimin temel nedenine doğru sürüklenmek ise daha da acı geliyor. Sanırım insanların kahrını çekmeyle süslenmiş bir mesleğin içinde olmakta bu mutsuzluğu biraz daha artırıyor. Sevdiğin şeyi yapmanın, sevmediğin insanlara yapıyor olmanın ağırlığı çok keskin. Bu anlamda fırtınanın tam ortasında inadına dalgalara sürmeye benziyor. Neden bu kadar karanlık ve neden bu kadar dalgalı, çözemiyorum.
Diğer bir yandaysa insanlar.. Sahtelikleri, yapmacıklıkları ve yalanlarıyla dolu kocaman insanlar ordusu, yorgunluğun temel sancılarını oluşturuyor. İstemediğim ve çevrelerinde barınamadığım, yalan yanlış topluluklarmış gibi geliyor. İnsanlar mı çevremde daha mutsuzlaşıyor, yoksa ben mi onların çevresinde daha mutsuzlaşıp bu kısır döngüyü üretiyorum, bunu bilmiyorum fakat bildiğim tek şey, benden uzakta olan insanların bir şekilde mutlu olduğu kadar, yapmacıklarının da aynı orantılarda arttığını görmek, ne bileyim, garip hissettiriyor. Çünkü bir şekilde çevreme bir şekilde yaklaşmış, kişiselliğe erişim sağlamış insanların, bu kadar ortada oluşları garibime gitmiyor değil. Her ne kadar kimsenin mutluluğunda gözüm olmasa da, çünkü seçtiğim bu yalnızlık ve herkesten uzak yaşama hissiyatı, beni belirli bir mutluluk/mutsuzluk çerçevesi içerisinde saklıyor. Daha fazla mutsuzluk gerçeğini, daha az mutluluğa tercih edebileceğim ve vakit ayırabileceğim bir dönemde değilim. Ki bu dönemle bağlantılı olarak, hiç sesi çıkmayan insanların, bu kadar ortalıkta sahte kelimeleri, beni kendimden daha da soğutuyor. Yani bu insanları mı çevreme almışım hissiyatı, beni birçok şeyden daha fazla yoruyor. Çünkü iyisiyle kötüsüyle, kendi çevreme taşıdığım insanların, ergen hissiyatı ile yaşamalarına, pek göz yumamıyorum. Fazlaca düşünceleriyle girdikleri için, bu hallerle bağdaştıramıyorum. Açıkçası bu yüzden de çok fazla soğuyorum. Sanırım insanlardan hep daha fazla soğumayı öğrenmek için, daha fazla sıkılmayı öğrenmek için bu hayatın bu kısmına tanık oluyorum. Her neyse.

Bunca saçma şey varken iyi şeyler yok mu? Fazlaca var, yani belki bir kısmı somut halde değil fakat düşünsel olarak rahat şeylerin olabilmesi de güzel. Güzel insanlar var. Gereksiz insanlardan sayıları çok çok az kaldı. Belki de bir elin parmaklarını geçmeyecek kadar az. Fakat en zorlu anlarda gülümsemeye sebep olup, huzur saçabilecek kadar ince ruha sahip olabilmek en önemli kısımdır. Bu kısım ise çoğu insanın başaramayacağı kadar fazla sessizliği barındırıyor. Sessizlik içerisinde, susarak anlaşmak ise, kelimelerin hiçbir zaman erişemeyeceği o yüce dile erişiyor.

Son olarak, gerçekten nefesinin ardına saklanıp, sessizliğimi koruyabileceğim birinin varlığı ve hiç kaybolmayacağı düşüncesi, geceleri yastığa başımı huzurlu koymamı sağlıyor. Tüm yorgunluklarıma ve tüm inanç kırıklıklarıma rağmen, varlığa şükredip, huzurla uyuyup, mutlu uyanmak güzel bir duygu olmaya devam ediyor.

Karanlığın ardına saklanmış umut bekleyen herkesin, bir gün hissedebilmesi dileğiyle..