aydınlıkta kaybolmak

hayatımın üzerinde gezinen,
kar tanelerini hissediyorum bu gece.
ve soğuk bir günün ardından,
yaşanan yorgunlukları..
hayat ne kadar kısa hale gelmiş,
ve bi o kadar bize sorun çıkarır olmuş.
konuşmak için çabalarken bile,
aslında kendin ile paylaşmak bazı şeyleri..
zor.
.
gözlerim yavaşça kapanıyor her seferinde,
ama sonunda karanlığa aldırmıyor bedenim.
yürümeye çalışıyor dar sokaklarda düşe kalka..
yoruluyorum..
gözyaşlarımın tadını unutalı o kadar çok olmuş ki.
sesimi paylaşırken, kendim duyuyorum ilk kez.
karanlık o kadar fazla ki,
sesim bile çıkmıyordu.
..
susuyoruz çünkü.
hayatın bize getirdiği bu.
yaşamaya çalışmak.
bunun dertleri bitmiyor..
seslenirken sessizliğe,
seslerim yankılanırken sokaklarda,
oturup düşündüm bugün,
usulca..
kendin için naptın acaba ?
.
hiç
..
kendim için nefes aldım,
kendim için yemek yedim.
sadece bu kadar.
anlayamayacağın kadar saçmalıklarla dolu gerisi..
yaşamak için yaşamaya çalışmak.
rüyaların bir anda anlamsızlaşması gibi sanki.
..
– benim rüyalarım hep anlamsızdı ki..
evet biliyorum.
hatırlamadığın rüyalar bile,
nasıl anlamlı gelebilir ki.
..
uyandığında gözyaşı bırakmıyorsun hayata.
ama sen bırakırdın onları.
göz pınarların mı kurudu?
– yok hayır, bugün ağladım ben.
neden uzun zamandır gözyaşların yok uyandığında?
– unutulan duygular arasında kayboluyoruz çünkü..
kaybolmak bi kaçış mı ki?
– kabullenme sadece.
bu kadar basit mi?
– en zoru aslında bu.
..
hayat ne kadar anlamlı,
sorgulamalardayım hala.
sevinmek..
hayatta geçirdiğin yeni günler için mi
mutsuz geçirdiğin yeni günlerin boşlukları için mi ?
cevaplar..
sorular kadar basitçe yapılabilse keşke.
cevap veremiyorum.
.
hayatımda istediğim tek şey var aslında.
huzur.
ve ben huzursuzum.
bu aslında;
herşeye sahip olup,
hiçbir şeye sahip olamamak gibi.
aynı yanlızlık.
aynı yorgunluk.
aynı umutsuzluk.
aynı sessizlik.
aynı çırpınış.
..
bir gün daha geçmiş farkı ne ki?
günler günleri geçmeye bu kadar alışmışken,
umutsuzlukla gün geçirmeye alışmak ne kadar kötü olabilir ki?
..
arayıp bulamadığın anlar gibi.
görüp tutamadığın zamanlar gibi.
yağmurlu bir gecede,
artık ıslanamadığım gibi.
özledim,
aydınlıkta kaybolmayı…

2 yorum

  1. “arayıp bulamadığın anlar gibi.
    görüp tutamadığın zamanlar gibi.
    yağmurlu bir gecede,
    artık ıslanamadığım gibi.
    özledim,
    aydınlıkta kaybolmayı…”

    konuştukça, aslında konuşmayı unutmak gibi.
    tebessüm ettikçe, gülmeyi unutmak gibi.

    denizin ortasında ada, bozkırın ovasında tepe gibi,
    mut neydi, nerede yitmişti?

    kimin avuçlarındaydı da, parmaklarının arasından sızmıştı, yüzüne damlamıştı?
    bir küçük kızın kırmızı kirazlı elbisesi, dalgalanırken salıncaklarda,
    o rüzgarlar ki, salınacak kadar fütursuz mağrurdu saçlarında?

    mut, neydi?
    umut, neydi?

    yaşam, neydi ki
    ölüm neydi?

    gün ve gece?

    ey yıldızlar, sorarım size
    karanlığım olmasa da yine,
    parlayabilir miydiniz böyle?

    😉

  2. yazıyı okuyunca üstündeki kar taneleri üzerime uçuştu, ürperdim. erimediler tenimde çünkü en az onlar kadar ben de soğuktum. kendimiz için yaşamadığımız ya da yaşayamadığımız için huzursuzluğumuz, yalnızlığımız bile mutlak değil fanusumuzun içindeyken bile sürekli dışarıdan camı tıklatan birileri var. tedirginiz çünkü sürekli sessizliği delecek çığlıkları beklemekteyiz… hayat çok anlamsız ve insanlar öyle kötü ki kendi varlığından utanır hale getiriyor insanı.

Yorum Gönderin

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

12 − six =